Uzun kuyruklar, çok kolay gibi gözüken bir işlem için büyük bir binanın tüm katını dolaşmalar, ilgisiz çalışanlar, bazen aylarca alınamayan belgeler, ağır aksak bir sistem… Bunların yanında rüşvet, adam kayırmacılık, kadrolaşma, yolsuzluk gibi daha da olumsuz taraflar…
İnsanların aklındaki kamu kurumları imajının bir parçası ne yazık ki bu saydıklarımızdan oluşuyor. Diğer taraftan Türkiye’de devlet sevgisi, kamu çalışanlarına saygı “devlet baba” sözüyle de perçinlenen kamuya güveni de hepten silip atmamak gerekiyor. Kamu hayatımızın her yerinde, bizimle ilgili pek çok konu kamuyla ilgili. Hepimizin hemen her gün devletle bir işi oluyor. Sağlıktan, eğitime, finansal konulardan, medeni işlerimize, ulaşımdan, iş hayatımıza kadar her şey kamunun bizim için oluşturduğu sistem içinde yürüyor.
İşte bu nedenle inovasyon belki de en çok kamuda gerekiyor. Kamu kelime anlamı olarak devlet kurumları ve kamu yasalarıyla yönetilen, kamu kaynakları ile finanse edilen ve kamu yönetimi alanına giren, sosyal güvenlik, adalet, güvenlik, eğitim, sağlık, kültürle ilgili kurumları ifade ediyor. İnovasyon kelimesi ise belirli bir alanda yenilik anlamına geliyor. Bir kamu kuruluşunun, ekonomik, toplumsal veya çevresel değer ve fayda yaratmak için daha gelişkin veya yeni hizmetler, ürünler, süreçler, sunum yöntemleri, politikalar ve politika araçları geliştirmesi ve bunları uygulamaya alması eylemi kamuda inovasyon olarak tanımlanabilir.
Kamu da artık inovasyona muhtaç
Kamunun inovasyon faaliyetleri, kamu hizmetlerinin sunuluşunda iyileştirmelerin sağlanmasını, verimliliği artırmayı amaçlayan yeni yönetim ve çalışma yöntemlerinin geliştirilip kullanılmasını kapsıyor. Ayrıca etkileşimli politika tasarımı gibi yeni yönetişim sistemlerinin uygulanmasını, eski alışkanlık ve uygulamalarda değişiklikler ve iyileştirmeler yapılmasını ve yeni uygulamaların geliştirilmesini de içeriyor.
Artık dünyadaki pek çok devletin kamusunda da değişiklik çabaları göze çarpıyor. Geleceği gören devlet yönetimleri operasyonellikten yöneticiliğe, sahiplikten ortaklığa, hiyerarşiden takım çalışmasına yöneliyor. Bilgili vatandaşların daha fazla şeffaflık ve etkileşim beklentilerinin artması, devlet yönetimlerini operasyonlarını, hizmet verme şekillerini ve paydaşlarıyla işbirliklerini yeniden gözden geçirmeye zorluyor. Bu şekilde, liderler yenilikçiliği bürokratik yeteneklerini geliştirerek artan beklentileri karşılayacak bir yol olarak görüyor.
Artan maliyetler ve değişen arz-talep dengesi kamu sektörünün vatandaşlara sunduğu geleneksel kamu hizmetlerinde farklı yaklaşımlar benimsemeye itiyor. Günümüzde devlet yönetim programlarının başarısı vatandaşlar, toplumun farklı kesimleri ve sanayiciler için yaratılan gerçek avantajlarla ölçülüyor. Yerel yönetimlerin devletin daha verimli ve daha kolay ulaşılabilir olmasında oynadığı rol ise her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Ve bu noktada yönetişim ve yeni iş modelleri, yenilikçi bir kamu idaresi yaratılmasında büyük önem taşıyor.
Öte yandan, kamu hizmetleri uzun yıllara dayanan sabit bir kurumsal kültüre bağlı. Yönetişim ve yenilikçilik gibi farklı eğilimlerine açık değil. Oysa değişen konjonktürde devlet yönetimleri geçmişin hiyerarşi ve kontrol prensiplerinden uzaklaşıp, günümüzün ve geleceğin zorluklarının karşısında durabilmek istiyorlarsa, yaratıcı düşünceyi kucaklamaya mecburlar. Yani, inovasyon ihtiyacı artık kamunun da kapısını çaldı. Peki, bugüne kadar kapının arkasında yani, Türkiye kamusunda neler oldu?
Bilkent Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Başbakanlık ve Kültür Bakanlığı eski Müsteşarı Dr. Fikret Üçcan, kamuda yapılan çalışmalar ve yıllar içinde yaşanan değişimler konusunda bilgili bir isim. Kamuda toplam çalışma süresi 42 yılı aşıyor. Dışişleri Başkanlığı’ndan Devlet Planlama Teşkilatı’na kadar kamunun pek çok kurumunda görev almış.
Kamuda inovasyon kişisel çabalarla oluyor
Üçcan kamuda inovasyonun, bir sanayi kuruluşunda olduğu gibi, yeni bir ürün veya yeni bir hizmet sunulması ya da yeni bir prosesin uygulanmaya konması gibi kolayca tarif edebileceğimiz bir kavram olmadığını söylüyor. Çünkü kamunun amacı kâr etmek ya da zararına çalışmamak gibi ölçülerle sınırlanamıyor. Kamu kurumları, vatandaşların yararını gözeten bir hizmet ya da prosesi, maliyet hesabına hiç bakmadan, gelir getirip getirmediğini hiç düşünmeden, başka kaynaklardan sağladığı, hatta borçlanarak elde ettiği gelirleri harcayarak yürürlüğe koyabiliyor. Bu nedenle kamuda inovasyon ticari olmaktan çok verimliliği ve etkinliği ifade ediyor.
Üçcan “Kamuda kanun, tüzük ve yönetmelikleri dar anlamlarıyla uygulama yaklaşımı hakimdir. Bu nedenle inovasyon ancak, rizikosu kendine ait olan bireysel çabalarla gerçekleştirilebiliyor. Bireysel çabaları da dünyayı ya da Türkiye’yi değiştiren büyük devrimler, reformlar şeklinde algılamamak gerekiyor” derken aslında kamunun inovasyonu henüz pek de benimsemediğini ifade ediyor. Bireysel çabalarla yapılan işlerin ise pek de kalıcı olmadığını söylüyor. Üçcan “Kamuda inovasyon çalışmalarının kalıcı olmasını hangi şartların etkilediği sorusunun cevabını bilmek kolay değil. Kamu kuruluşunun asli hizmet konularının içinde veya dışında olması mıdır? Yoksa kuruluşun hizmetiyle ilgili bir baskı grubunun ya da bir menfaat grubunun beklentilerine cevap verip vermediği mi önem taşımaktadır? Bunların dışında, “Zamanın Ruhu”yla (Zeitgeist) izah edebileceğimiz bir olgu mudur?” diyerek yapılan çalışmaları sorguluyor.
Üçcan kamuda inovasyon örneklerinden biri olarak 1965’te cumartesi günleri saat 13.00’e kadar çalışılmasının son bulmasını gösteriyor: “Okullar, bankalar bile o saatte tatil olurdu. İsmet İnönü’nün Başbakanlığı sırasında çok genç bir memur olarak Başbakanlıkta yapılan bir toplantıya amirlerimce gönderildiğimi ve kendi hesabıma cumartesinin tatil edilmesini hararetle desteklediğimi hatırlıyorum. Sonrasında bu uygulama kalktı, bu bir inovasyondu. Çünkü uzun yılların geleneği bir anda değişiverdi.”
Kanuni sınırlar, inovasyonu engelliyor
Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı’nın kurulmasını da bir inovasyon olduğuna dikkat çeken Üçcan, bu fikrin Dünya Bankası uzmanıyla birlikte kendisinden çıktığını anlatıyor. “Fikir benden, imkânların seferber edilmesi ondan oldu. Bu fikri ortaya attığımız günlerde şanslıydık, çünkü Hazine Müsteşarıyla yakındık ve o da bu işe sıcak baktı” diyen Üçcan fikrin zamana ve zemine uygun bir fikir olduğunu ifade ediyor. Vakıf kurulduktan sonra birkaç yıl içinde işlemeye başlamış. Üçcan “Kuruluştan sonra iyi işler de yaptıklarını biliyorum. Fakat kendini yenilemeyen bu gibi kuruluşlar zamanla hayata geliş nedenlerini kaybediyorlar” diye ekliyor.
Üçcan, DPT Sosyal Planlama Başkanlığı sırasında açtıkları Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı, Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı sırasında oluşturulan Tarihi Kentler Birliği, Başbakanlık Müsteşarlığı sırasındaki e-Dönüşüm Türkiye İcra Kurulu, Kamu Etik Kurulu gibi uygulamaları da inovasyon örnekleri olarak gösteriyor. Teknoparkların kurulma döneminde Beyaz Nokta Gelişim Vakfı Başkanı Tınaz Titiz’in Devlet Bakanı ve İstihdamı Geliştirme Yüksek Koordinasyon Kurulu Başkanı olduğunu anlatıyor.
Titiz, işsizlikle mücadele konusunda yararlı olduğuna inandığı Teknopark modelini Türkiye’de uygulamaya karar vermiş ve Teknopark adını da kendisi koymuş. Bir girişimcinin, yeni ve ileri teknolojilere dayalı olarak kurduğu işin, bir üniversitenin yanı başında daha kolay gelişme imkânı bulacağı düşüncesine dayalı olan bu konu, başta üniversiteler ve bazı sanayi odaları olmak üzere çeşitli yerlerde anlatılmış. Ancak burada aldıkları tepkiler kamuda inovasyonun neden bu kadar zor olduğunu da ispatlar nitelikte.
Üçcan birileri, ‘Biz onu zaten yapıyoruz’ dedi mi iş iyice zora koşulur. Yaptıklarının sizin anlattığınızla uzaktan yakından bir ilişkisi olmadığını etraftakilere izah etmek çok zordur. Bir diğer tehlike de, bazı kurumların ‘O işi yapmak, kuruluş kanunumuza göre bizim yetki alanımızdadır’ şeklindeki iddiasıdır. Bunu öne süren kurumlar, o işi ne o güne kadar yapmışlardır, ne de başkasının yapmasına izin verirler. Böylece yapılmadan kalan işler o kadar çoktur ki” diyor. Teknopark konusunda da öyle olmuş. Üçcan, girişimcilerin teknoparklarda yerleşmesinin devlet tarafından çok avantajlı hale getirilince, teknoloji girişimcilerini ve onların yaratacağı inovasyonlar yerine, bu avantajlardan yararlanmak isteyen işletmeler ile avantajları onlarla paylaşmak isteyen ev sahibi kurumları buluşturan bir sisteme dönüştüğünü söylüyor.
Margaret Thatcher döneminde vatandaş müşteri oldu
Dr. Fikret Üçcan - Bilkent Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Başbakanlık ve Kültür Bakanlığı eski Müsteşarı
“Kamuda, etkinlik ve verimliliği hizmetin asli unsurları arasında saymak son yıllarda çok alışılmış bir söylem haline geldi. Ama, bunun ciddi olarak benimsendiğini gösteren emareler pek fazla değil. Kamu kurumlarının bazı birimlerinin adını, biraz da özel sektör özentiliğiyle, değiştirip bunlara etkinlik ve verimlilik denetimi yapma görevi vermek bazı idarecilerin tutkusu haline geldi. 1980’lerin başında İngiltere’de Margaret Thatcher’in başbakanlığı sırasında başlatılan idarede reform çalışmalarında, “vatandaş değil müşteri” anlayışı gündeme dahil edildi. Hatta o kadar ki, hizmette etkinlik ve verimlilik anlayışı abartıldı. “Vatandaş kamudan aldığı hizmetin bedelini müşteri gibi ödemelidir” düşüncesi, Türkiye’de de o dönem iktidarlarının bakış açısını şekillendirdi. Kamunun vatandaştan zorla vergi aldığı, ödemeyeni icabında malından mülkünden edip hapse bile attığı, mecburi hizmetler, yükümlülükler tesis ettiği adeta unutulup, devlet kurumları işverenmiş gibi, verdikleri hizmetten kâr sağlamaları gerektiği düşüncesi kamu yöneticilerine dayatıldı. Onlar da bu politikayı benimsediler. Vatandaş, tercih hakkı olmadan tek ve belirli bir kaynaktan almak zorunda kaldığı düşük kaliteli, eksik ya da kesintili hizmet için, adeta kendi isteğiyle satın almışçasına bedeller ödemeye mecbur bırakıldı. Hizmetlerin birçoğunun kalitesi düzeldi ama hâlâ devletin kendisini özel sektör zannetmesi yanılgısı ortadan kalkmadı. Gerçekten öyle olsaydı, kamuda inovasyona önem verilir, inovatif düşünceler teşvik edilir, etkinlik ve verimliliği artırıcı çareler aranırdı. Bütün bunlara rağmen, kamuda inovasyona yönelik çalışmalar yok değil. Meselâ Milli Eğitim Bakanlığının bir yenilikçi anlayışı gerçekleştirerek eğitime bilişim desteği sağladığını, Matematik, Fen ve Teknoloji, Türkçe ve Sosyal Bilgiler dallarında TTNETVİTAMİN, İngilizce öğreniminde DynEd gibi uygulamaların eğitimde inovasyona yönelik iyi uygulama örnekleri olduğunu düşünüyorum. Diğer bazı e-Devlet uygulamalarında da dijital ortamın inovatif yaklaşımları dikkati çekiyor”
Bol ödüllü Ulusal Yargı Ağı Projesi
Kamuda inovasyona verilebilecek pek çok örnek de var aslına. Son dönemlerde örnek gösterilebilecek projelerden biri Ulusal Yargı Ağı Projesi, yani UYAP. Bu projede, zaman kaybetmeden adaletin yerine getirilerek vatandaşın mağdur olmasını engellemek, Türkiye Cumhuriyeti Adli Sistemi’nin işleyişinin güvenirliğini ve doğruluğunu koruyarak sisteme hız kazandırmak amaçlanıyor. Adalet Bakanlığı ve bağlı kuruluşları bünyesinde yürütülen faaliyetlerin ve yargı sistemi ile ilgili işlevlerin bilgisayar yardımıyla tam entegre bir şekilde otomasyona geçirilmesi hedefleniyor.
UYAP projesi sayesinde vatandaş artık bir SMS göndererek, Türkiye’nin herhangi bir yerinde kendi hakkında açılan veya devam eden bir dava olup olmadığı öğrenebiliyor. SMS’le çalışan sistem hem vatandaşların hem de avukatların işlerini büyük ölçüde kolaylaştırıyor. Sistemin yanıt verdiği 4 türlü SMS var;
Sorgu SMS
Tarafın UYAP sistemi üzerinden cep telefonu ile T.C. Kimlik numarası ve dosya numarasını yazarak anlık sorgulama yapabilmesi
Bilgi SMS
Kayıtlı abone olan tarafın cep telefonuna dosyası ile ilgili bilgi mesajı gönderilmesi
Avukat SMS
Avukatın vekili olduğu dosyalar için Sorgu SMS ve Bilgi SMS’ten faydalanabilmesi
UYAP SMS
UYAP ekranından dosya taraflarına SMS gönderimi için kullanılması.
UYAP Amerika'da “Bilgisayar Dünyası Bilişim Teknolojileri Ödülleri Vakfı” tarafından düzenlenen Bilgisayar Dünyası Onur Programı’nda "Seçkin" (Laureate) Proje onuruna layık görüldü ve 21. Yüzyıl Başarı Ödülleri için finale kalma şansını yakaladı. UYAP, Avrupa Birliği Komisyonu ve Avrupa Konseyi Adaletin Kristal Terazisi yarışmasında 2. oldu. Ayrıca 2004, 2005, 2008 yıllarında eTR Büyük Ödülü kazandı.
SMS Bilgilendirme Servisi’nden haberdar olmayan vatandaşlar hala Adliye koridorlarında tüm günlerini geçirebiliyorlar. Bunun engellenmesi vatandaşların cep telefonları ile bu hizmetten faydalanabilecekleri, bu şekilde de vatandaşların yapılan bu kamu hizmetinden etkin şekilde haberdar olmaları hedefleniyor. “TCKİMLİKNO ABONE” yazarak 4060'a göndererek sisteme üye olunuyor. Ayrıca Vatandaş Portal ve Avukat Portal aracılığıyla vatandaşlar ve Avukatlar kendileri ile ilgili dava bilgilere internet üzerinden de erişebiliyorlar.
Bu projenin bir başka özelliği de tanıtım için televizyonu da kullanması. Projeyi daha geniş kitlelere ulaştırmak için 2 TV dizisinden faydalanıldı. Yaprak Dökümü ve Melekler Korusun isimli dizilerde UYAP’ın sadece bir parçası olan, cep telefonuyla adliyede hakkınızda açılan bir icra takibi veya dava olup olmadığı; var ise kişinin davası hakkında cep telefonuna UYAP sistemi tarafından bilgi gönderilmesi konusu işlendi.
Mobil Demokrasi ile daha şeffaf kent yönetimi
Mobil Demokrasi projesi de kamuda inovasyon projelerine güzel bir örnek. Mobil Demokrasi mobil platformlar aracılığı ile katılım kültürünü artırmayı amaçlıyor. 2004 yılında başlayan çalışma Mobil Demokrasi Derneği’nin çatısı altında devam ediyor. Mobil Demokrasi kentli ile yerel yönetimler arasındaki iletişim köprüsünü sağlayan, gerektiğinde yine cep telefonunda kent yönetimine demokratik tercihleri kullandıran bir sosyal yaşama tekniği.
Bu ağa cep telefonunun hücre bilgisinden 888 Belediye Yayın Kanalı'nı açarak üye olunabiliyor. Böylece gün içinde gelen mesajlarla yaşanılan kentle ilgili bilgilere ulaşılıyor. Ayrıca aynı sistem üzerinden kentle ilgili demokratik tercihler ifade edebiliyor. Mobil demokrasi yerel yönetimler ile halkın iletişimi en etkin, en hızlı şekilde sağlayarak, demokrasinin işlerliğine katkıda bulunuyor. Uygulama şu anda 35 kentte, 7 milyon nüfusa hitap ediyor. Sistemde belediyeler vatandaşlarına günde 3 kez cep telefonlarına yayın yaparak kent ile ilgili bilgi gönderiyorlar. Duyuru bilgileri (Sağlık, kültür, eğitim, nöbetçi eczane, kan anonsu) gibi bilgilerin yanında çevre bilinci (kaldırımlara park etmeyin, park kullanımı, çevre temizliği, kent yaşama kuralları) bilgileri ile de toplumun duyarlılığı oluşturuluyor. Bu bilgi içeriklerinde siyasi propagandalara izin verilmiyor.
Vatandaşa aidiyet duygusu veriyor
Projenin ikinci platformu daha var. 3870 katılım kanalı aracılığı ile oluşturulan bu platformla vatandaş cep telefonunda ilgili kentin adını yazıp 3870 SMS atarak tüm şikayetlerini ve önerilerini yerel yönetime iletebiliyor. Aynı kanal üzerinden belediyenin “Park yapılsın mı yapılmasın mı?” gibi referandumlarına katılmak mümkün oluyor.
Belediyenin vatandaşa gönderdiği bilgi içeriklerinin bir avantajı da kentlileşme kültürünün yaygınlaşmasına biraz daha katkı sağlaması ve bir eğitim platformu niteliği de taşıması.
Mobil Demokrasi Derneği Başkanı Arif Muti gönderilen yayın içeriklerinin iyi oluşturulduğu kentlerde projenin halk tarafından çok benimsendiğini söylüyor. Tarım, sağlık, nöbetçi eczane gibi binlerce konuda bilgi alan vatandaş, aynı zamanda gönderdiği öneri ve şikayetlerle kentine karşı aidiyet duygusu kazanıyor. Muti, Mobil Demokrasi kavramının bir sosyal inovasyon niteliği taşıdığının da altı çiziyor. Muti “Bu yenilikçi katılım kültürü ile bilgi alıp-vermesi sayesinde aktif toplum olma niteliği ivme kazandı. Bilgi edinme kanunu ile ortaya konulan bilginin erişebilirliği için bilgi edinme bilinci ve bilgiyi edinme kolaylığı sağlandı. Yerel yönetimler başta olmak üzere şeffaf yönetim, katılımcı demokrasi yaşatan Mobil Demokrasi diğer kamu kurum ve kuruluşlarında uygulanabilir bir metot geliştirdi” diyor.
Arif Muti - Mobil Demokrasi Derneği Başkanı
“Uygulama boyunda sosyolog, kent bilimci arkadaşlarımız ile sürekli yenilikler ekleyerek isteklerden bir adım önde gitmeye çalışıyoruz. Şimdilerde mobil demokrasi platformuna (www.mobildemokrasi.com) ücretsiz üye olarak elektronik platformdan da görüş ve isteklerini bildirebiliyorlar. Bu yaklaşımız ile e-dönüşümü ve m-dönüşümü (Mobil dönüşüm) aynı anda sunabiliyoruz. Yine sistemde geliştirilen “bizim sokak” projesi çevre duyarlılığının en önemli kriterlerinden biri olan komşuluk ilişkilerimize de katkı sağlıyor. Yüzyıllardır tebaa algılaması ile yönetilme alışkanlığına sahip toplumumuza, en çok kullanılan teknolojik aletle yani cep telefonuyla duyarlılıklarını dile getirme imkanı sağlıyoruz.”